Geçmişinizi Unutmayın

Efendim, on sekizinci asrın başlarında İstanbul’dayız. Avcı Mehmet diye bilinen Sultan Mehmed’in annesi Turhan Sultan, İstanbul’da bir gezintiye çıkar. Bir ara bugünkü Unkapanı Köprüsü’nün Galata’ya varan ucundaki Azap Kapı’ya da uğrar. Oradan Galata tarafına geçmek isterken Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin bulunduğu yerde bir kızcağızın oturmuş, gözyaşı döktüğünü görür. Yaklaşır, bakar ki, çocuğun önünde kırılmış bir testi var.

Şefkatle seslenir:

– Yavrucuğum niçin ağlıyorsun, boşuna gözyaşı dökme. Kırılan testi olsun. Sil gözünün yaşını. İşte sana testinin parası. Hemen yenisini al.

Kızcağız yaşlı gözlerini silerek baktığı Turhan Sultan’a titrek sesle cevap vermeye çalışır:

– Ben der, testi kırıldığı için ağlamıyorum. Sabahtan beri iplik gibi akan su başında bekleyip de doldurduğum testinin suyunu hizmetçilik ettiğim eve götüremeyecek kadar beceriksizlik gösterdiğim için ağlıyorum.

Turhan Sultan bu cevaptan çok memnun olur. Orada kızcağızın kim olduğunu soruşturur. Ana-babadan yetim bir öksüz olduğunu, hayırsever bir ailenin yanında karın tokluğuna hizmetçilik ettiğini öğrenir. Hemen gidip kızcağızı aileden ister, saray terbiyesine alır.

Fevkalade bir öğrenim kabiliyetine sahip olan öksüz kızcağız, kısa zamanda inkişaf eder, her konuda sarayda örnek bir hanım haline gelir. Öylesine itibar kazanır ki, onu hayırseverin evinden alıp saraya getiren Turhan Sultan, padişah hanımı olmaya bile layık görür ve nitekim Sultan Mustafa (II) ile evlendirir. Böylece Saliha Hanım, Saliha Sultan unvanını alır, Hanım Sultan olur.

Aradan geçen zaman içinde dünyaya getirdiği oğlu Mehmet (I)’in de padişah olması sebebiyle bu defa da Saliha Sultan’lıktan yükselir Valide Sultan olur.

Ne var ki, Saliha Sultan, Valide Sultan’lığa terfi ettiği halde geçmişini asla unutmaz. Öksüzlüğünü, hizmetçiliğini, hatta kırdığı testinin başında ağlarken elinden tutulup da böylesine eşsiz bir mevkiye çıkışını, hep düşünür.

Bir gün çevresiyle birlikte testisini kırdığı, başında gözyaşı dökerken elinden tutulup da saraya getirildiği yere gider. Sessizce yine gözyaşı dökmeye başlar. Meraklananlar sebebini sorarlar. O da geçmişteki olayı onlara açık seçik anlattıktan sonra emrini verir:

– Testimin kırıldığı bu yere öyle bir çeşme yapılsın ki, asırlar geçsin; ama çeşmenin suyu bitmesin, sanatı gözden düşmesin. Testisini kıran kızlar bir daha dolduramam diye gözyaşı dökmesin. Su bol aksın.

– Sonra ne mi olur? Öylesine bir sanat eseri büyük çeşme yapılır ki, aradan asırlar geçer, çeşme halen sanatındaki eşsizliği korumakta, çevreye de su hizmeti vermektedir.

Unkapanı Köprüsü’nün Karaköy başında Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin yanındaki çeşmeyi bugün olanca ihtişamıyla görmeniz mümkündür.

Evet, siz de unutmayın geçmişinizi, yokluk, sıkıntı ve ıstırap dolu günlerinizi ve şu anda sahip olduğunuz imkanlarınızla yapmanız icap eden hizmetlerinizi…

Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…

Şeyh Edabali

Şükürler Olsun

 

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı… Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde..

Deniyordu ki;

– “Arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün…” cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…

Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum…. Ama “Kendi ölümümüzü ve cenazemizi” düşünmemiz tavsiye ediliyordu…

Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an… Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim…

Diyordu ki;

– “Bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız… Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın…

O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün… Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin…. Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın…

Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz… Orda, o musalla taşında düşünün kendinizi seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini… Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin”..

Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım…. Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine…

Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini… Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı…Görüyordum işte “babaaaa…” diye ağlayan biricik oğlumu…. Eşim kucağında “ağlayan emanetimle” ayakta durmaya çalışıyordu per perişan…. Koca çınar babacığım belli belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla… Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını… Kardeşlerim, akrabalarım “Çok erken gitti, doyamadı oğluna..” diyordu acıyan ses tonlarıyla… Ve dostlarım… onlar da şaşkındı… Bazısı “daha dün birlikteydik, nasıl olur..” diyordu…

Bunları seyredip onlara “Hayır ölmedim, burdayım..” demek istedim hayal olduğunu unutup…Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan kitabın…

Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide… Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı göstermek istemişti yazar… Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim… Almam gereken dersi ve mesajı almıştım… Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum… Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum… Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik… Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline… Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı…

Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında… Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde….İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak…. Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım… Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin…

Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu… Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. Ağlayacaktı aklına geldikçe… Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları… Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu…

– “Hayal – meyal hatırlıyorum be baba seni… Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle… Bak mezuniyet törenimde de babasızdım… Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine…” diyecek canı yanarak bir köşede…

Sevgili eşim… Benim muhteşem hatunum… Nasıl dayanır bensizliğe…O ki benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana…Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı… Bir daha seni seviyorum diyemeyecekti…. bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı…. Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne… Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün… Tek cümlesi takıldı o an içime; “Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik…”

Babam – annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar…Helaldi şüphesiz hakları… Bilerek hiç kırmamıştım onları…Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte… Önlerinde ve dualarına muhtaçtım… Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak…. Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek..

Diğerlerine geçmiyorum…Bu yazıyı şu an ( 04-03-2005) yazıp sizlerle paylaştığıma göre “Diğerlerine” artık sizler de dahilsiniz… Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza “Hattat Taner ölmüş” diye… Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız…Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi…Oysa ki yazarın amacı “Yaşamanın ve hala nefes alıyor olmanın kıymetini” göstermekti… Benim de öyle…Lafı çok uzattım farkındayım…Ama hayat dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili – çıkıntılı…

Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM… Bilgisayar diliyle “format attım hayatıma”… sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim…

Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti…Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı…

İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı… belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getirirseniz buna değer bence… Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim… Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki…

Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın…LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN, DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN… ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah’ tan başka bilen yok…

İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin…Bilerek – bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin… Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın…

Biraz Hıncal abi tarzı olacak ama, sevginizi ve verdiğiniz değeri haykırın onlara iş işten geçmeden….

Ve en önemlisi; VERDİĞİ – VERMEDİĞİ, ALDIĞI – ALMADIĞI HERŞEY İÇİN, TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN’ A…

Evet… Tanışayım, tanışmayayım, yazılarımın ulaştığı ve beni gıyaben tanıyan herkes, hepiniz…Sizlerle paylaşmak, dertleşmek beni mutlu ediyor, keyif ve onur veriyor…Art niyetle kullananlara inat, interneti “Adam gibi kullanan” sizlerle aynı platformda olma şansıma şükrediyor ve bu güne kadar yolladığım maillere gösterdiğiniz ilgi ve sabra teşekkür ediyorum…

Sizi seviyorum “dostlarım”…Herkese derin sevgi ve saygılarımla…

Makale Kaynağı:dilaverajder

 

Pozitif Düşünce

pozitif düşüncealıntı sözleri

Pozitif düşünce; sahip olduğumuz yargıların, fikirlerin, kullandığımız sözcüklerin başarıya ve gelişime doğrudan etki ettiğine inanan zihinsel yaklaşımdır. İyi ve olumlu sonuçlar ummak, bir zihinsel yaklaşımdır mesela…Pozitif düşünce; sahip olduğumuz yargıların, fikirlerin, kullandığımız sözcüklerin başarıya ve gelişime doğrudan etki ettiğine inanan zihinsel yaklaşımdır. İyi ve olumlu sonuçlar ummak, bir zihinsel yaklaşımdır mesela… Pozitif zihnin beklentisi mutluluk, neşe, sağlık ve başarıdır. Zihin, ne umuyorsa onu bulur. Herkes pozitif düşüncenin gücüne inanmaz. Saçma ve faydasız bulur kimileri. Pozitif düşüncenin gücüne inanan insanların bir kısmı ise bu gücü nasıl kullanacaklarını bilmezler.

Aşağıdaki hikaye, pozitif düşüncenin gücüne güzel bir örnek… Allan, bir iş başvurusunda bulunmuştu. Ancak kendisine güvenmediği, kendisini başarısız bulduğu için işe kabul edilmeyeceğinden emindi. Başvuruda bulunan diğer kişilerin kendisinden daha başarılı olduğunu, onlardan birinin seçileceğini düşünüyordu. Mülakat öncesindeki bir hafta boyunca zihnini negatif düşüncelerle ve başaramayacağına yönelik korkularla doldurdu. Reddedileceğinden emindi neredeyse. Mülakat günü geç kalktı. Giymek istediği gömleğin kirli olduğunu fark etti. Diğer gömleğinse ütüye ihtiyacı vardı. Acelesi olduğu için kırışık gömleği giyerek dışarı çıktı. Mülakat boyunca oldukça gergindi. Bir taraftan buruşuk gömleğini düşünüyor, bir taraftan şimdi kabul edilmediğimi söyleyecekler diye telaşa kapılıyordu. Karnı da açtı, çünkü kahvaltı edecek vakti olmamıştı. Tüm bu negatif düşünceleri mülakat süresince davranışlarına da yansımış ve kötü bir etki bırakmıştı. Sonuçta işe kabul edilmedi.

Jim de aynı iş için müracaat etmişti. Fakat çok daha pozitif bir yaklaşımı vardı. İşe kabul edileceğinden emindi. Mülakat öncesi hafta boyunca işe kabul edildiği anı gözünde canlandırdı. Mülakattan önceki akşamda giyeceklerini hazırladı. Erken kalkması gerekiyordu, bu nedenle erken yattı. Mülakat sabahı, uykusunu almış olarak kalktı. Kahvaltısını yaptı ve mülakat yerine vaktinden önce vardı. Sonuç olarak işe kabul edildi. Çünkü iyi bir izlenim yaratmıştı. Pozitif düşünceleri, görüntüsüne de yansımıştı. Aslında Allan ile Jim tecrübe, iş yeterliliği ve donanım açısından benzer niteliklere sahiptiler. Fakat Jim, zihnindeki pozitif düşüncenin gücü ve yaydığı enerjiyle işi alan taraf olmuştu.

Yaklaşımımız pozitif olduğunda, zihnimizde olumlu hisler ve yapıcı imajlar oluştururuz. Olmasını istediğimiz şeyi zihin gözümüzle görürüz. Bu, gözlere parlaklık, vücudumuza ise enerji katar. Tüm varlığımız, çevreye iyi niyet dalgaları yayar. Dik yürürüz, sesimiz daha güçlüdür. Beden dilimiz, içimizdeki dünyayı dışarı yansıtır.

Pozitif ve Negatif Düşünce Bulaşıcıdır

Hepimiz çevremizdeki insanları, karşılaştığımız kişileri bir şekilde etkileriz. Bu, biz farkında olmadan, içgüdüsel olarak düşünce ve his transferi ya da beden dili vasıtasıyla gerçekleşir. İnsanlar bizim auramızı hisseder ve düşüncelerimizden etkilenirler. Pozitif insanlarla birlikte olmak, negatif insanlardan ise uzak durmak istememizin nedeni budur. Olumlu bir ruh haline sahip olduğumuzda, insanlar bize yardım etmeye daha hevesli olurlar. Negatif düşünceler, sözcükler ve yaklaşımlar negatif ve mutsuz bir ruh hali, beraberinde olumsuz davranışlar yaratır.

Pozitif Düşünce İçin Öneriler

Zihninizi pozitif yöne kanalize etmek için içsel çalışma gerekir. Yaklaşımlarımız, tutumlarımız ve fikirlerimiz bir gecede değişmez ne yazık ki!
Pozitif düşüncenin gücü hakkında okumalar yapın ve kendinizi böyle düşünme yolunda ikna edin. Düşünce biçimimiz, yaşamımızı şekillendiren en önemli unsurdur. Bu şekillendirme genellikle bilinçaltı düzeyde gerçekleşir, fakat bu süreci bilinç düzeyine çıkarmak mümkündür. Kimi zaman olumlu düşünmek size çok zor gelse de pozitif düşünceye bir şans verin; kaybedecek hiçbir şey yok, ama kazanacağınız çok şey var.

Sadece olumlu, hoşa giden ve faydalı durumları gözünüzde canlandırın. Kendi içinizdeki konuşmalarda da başkalarıyla olan diyaloglarınızda da güzel sözcükler kullanmaya özen gösterin. Komik bir şey olmasa da hafifçe gülümseyin; bu, pozitif düşünmenizi kolaylaştırır. Sizi uyuşturan ya da vazgeçme yönünde teşvik eden hislerinizi umursamayın. Azmederseniz, düşünce biçiminizi değiştireceğinizden emin olabilirsiniz.

Negatif düşünce zihninize girdiği anda bunu fark edebilmeli ve hemen olumlu ve yapıcı olan başka bir düşünceyle değiştirebilmelisiniz. Negatif düşünce tekrar zihninize girmeye çalışacaktır. Pes etmemeli, yerine hemen olumlu düşünceyi koymalısınız. Israrınız ve inadınız neticesinde beyniniz de negatif düşünceyi reddetip pozitif düşünceyi kabul etmeyi öğrenecektir.

Makale Kaynağı:kisiselgelisimveolumlamalar     

Tanrı ile çiftçinin öyküsü

Çok becerikli bir çiftçi, halkın ihtiyacı kadar ürün alamayınca üzüntüsünden Tanrı’ya sitem etmiş:

“Sen Tanrısın; Dünya’yı ve biz kullarını da sen yarattın. Bir yıl süre ile beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin.”

Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgar esmeyecek… Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak…

Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi çok sevinmiş. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş, anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevi bir yıl yaşanmış. Ne var ki, yalnızca nicelik açısından mucizevi… Çiftçi Tanrı’ya kasılarak şunları söylemiş:

-Önce bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süre ile hiç çalışmasa bile, bundan böyle dünya üzerinde hiç açlık olmayacak.

Ama mahsül biçildiğinde ürünlerin kof olduğu anlaşılmış… İçerisinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş…

Çiftçi şaşkınlıkla Tanrı’ya sormuş:

“Ne oldu? Aksilik nerede? Nerede yanıldım?”

“Çok Basit…” diye yanıtlamış Tanrı. “Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsülü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar.”

Sürekli mutlu… mutlu… mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan da kimse bir şey okuyamaz. Gece, gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar vazgeçilmezmiş.

İnsanı mutlu eden, mücadele ve zaferdir.İnsanların en büyük dostları zorluklardır, çünkü insanı karşılaştığı zorluklar güçlendirir.Hayatın nimetlerini değerini anlamamızı sağlayan, hayatın zahmetleridir.

Karşınıza bir zorluk çıktı mı, şikâyet etmeyin, bilakis Allah’a şükredin. Çünkü size zekânızı işletmek, güç ve kuvvetinizi göstermek fırsatını vermiştir.

Yarın bugünden bellidir

marangozalıntı sözleri

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı dolgun ücreti elbette özleyecekti. Ne var ki, emekli olması gerekiyordu.

Müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz, bu teklifi kabul etti ve çalışmaya başladı. Fakat, gönlü yaptığı işte değildi, bu çok açık biçimde görülüyordu. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!..

İşini bitirdiğinde işvereni, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin.” dedi, “Sana benden hediye.”

Marangoz, şoka girdi. Çok utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi, böyle yapar mıydı hiç!

Hayat, herkes için biraz böyledir. Her an kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, marangoz gibi şaşkınlıkla kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer, hayatı yeniden yaşayabilsek eski hatalarımızı yapmaz ve her şeyi daha iyi kurarız, fakat geriye dönemeyiz.

Bu marangoz sizsiniz, biziz sevgili dostlar. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın, paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemiş gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin…

Sadece seçmen gerekiyor. Bir seçim yap ve kendini seç! Kendini seçen insan asla kendine acımaz. Çünkü kendini, kendine acıyacak kadar uzun süre acınacak durumda bırakmaz.

Azra Kohen

 

Bilge kadının taşı

Bilge kadının taşıalıntı sözleri

Dağlarda seyahat eden bilge bir kadın, bir dere kenarında değerli bir taş bulmuştu. Ertesi gün kadın başka bir gezginle karşılaştı. Adamın karnı çok açtı. Bilge kadından yiyecek birşeyler istedi.Kadın ona birşeyler vermek için çantasını açtığında değerli taşı gören adam, kadından onu da kendisine vermesini rica etti. Tereddütsüz:

“Olur” dedi kadın.

Aç gezgin, talihin nihayet kendisine yaver gittiğini düşünerek, sevinç içinde ayrıldı oradan. Ancak, birkaç gün sonra o civarlara geri geldi ve bilge kadını bularak, taşı kendisine iade etti.

“Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım” dedi adam. “Ama düşündüm ki, sen de bu taştan daha değerli birşey var. Bu mücevheri verebilmeni mümkün kılan şeyi bana verir misin?”

Dünyada en iyi şey kâr zarar hesabı yapmadan ‘iyi irade‘ye tâbi olmak, ‘iyi niyet‘i izlemektir. Her insan başkalarından öğrenmeksizin içinde hisseder bu iradeyi. Çıkarınızı düşünmeksizin görevinizi yapınız. Mutluluk budur. Vazifenizin ne olduğunu hissedersiniz içinizde; işte onu yapınız! Bunu yapmak zordur, diyeceksiniz belki, menfaati vazifeye, refahı ahlaka feda etmek… Fakat ancak bu suretle insan hayvanlıktan ayrılır.

Immanuel Kant

Bakışını değiştirmek

Bakışını değiştirmekalıntı sözleri

Bir zamanlar, bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi.

“Bana talebe olmak zordur” dedi bilge. “Korkarım, sen bunu başaramazsın.”

Ama genç kararlıydı. Kendisinden ne isterse yapmaya hazır olduğunu söyledi. Bilge de ona manevi yoldaki ilk vazifesini verdi:

“Bir yıl boyunca, kim seni kızdırmaya çalışırsa ona bir lira vereceksin.”

Genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfkelendirmeye çalışan insanlara para verdi. Bir yılın sonunda genç bilgeye geldi ve bundan sonraki vazifesine hazır olduğunu bildirdi:

“Önce şehre git ve bana biraz yiyecek al” dedi bilge.

Genç yanından ayrılır ayrılmaz, bilge dilenci kıyafetine bürünüp sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehre ulaştı. Gencin geçeceği yola oturdu ve onu bekledi. Tam genç yanından geçerken, dilenci görünümündeki bilge ona hakeret etmeye başladı. Başkalarının duyacağı kadar yüksek sesle onun ne kadar aptal göründüğünü söyledi. Ama gençte hiçbir öfke işareti yoktu. Tam aksine:

“Ne kadar harika!” diye karşılık verdi genç sakin bir şekilde. “Tam bir yıl bana hakaret eden herkese para ödemek zorunda kaldım, şimdi tek kuruş ödemek zorunda değilim.”

Bunun üzerine üzerindeki dilenci kıyafetini çıkaran ve yüzünü gösteren bilge gence şöyle dedi:

“Başkalarının ne dediğine aldırış etmemeyi başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir. Eminim ki, sen bundan böyle hakeretlere aldırış etmeyeceksin ve doğru bildiğin yoldan asla şaşmayacaksın.”

Yargılarımızda daha geniş bir bakış açısı ile sağlamlığa kavuşmak istiyorsak günübirlik kaygularımızın ötesinde ve kısa vadeli düşünsel ve siyasî çıkarlarımızın üstünde bir hareket noktası seçmek zorundayız.

İsmet Özel

Ayakkabı teki

tren istasyonualıntı sözleriBir bilge bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılarından birisi ayağından çıktı ve yere düştü. Aşağıya inip alması imkansızdı; Çünkü tren çoktan harekete geçmişti. Yanındaki arkadaşları ne yapacağını merak ediyorlardı.

O gayet sakin bir biçimde, diğer ayağındaki ayakkabıyı çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı.

Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu: “Neden böyle yaptınız?” gülümseyen bilgenin cevabı gayet basit ama hakikat yüklüydü:

“Demiryolunun üzerinde ayakkabının tekini fakir birisi bulursa diğer tekini de bulup giyebilsin diye…”

İnsanlık bir kimliktir. Tüm insanlar aynı hamurdan yapılmıştır.En azından bu dünyada, yazgı bağlamında aralarında hiçbir fark yoktur. Öncesinde aynı karalık, yaşam süresince aynı beden, sonrasında aynı kül. Ama insan mayasına karışan cehalet onu karartır. Tedavi edilmeyen bu karanlık insanın içini kaplayınca kötülüğe dönüşür.

Victor Hugo

 

Hata ve ders almak ile ilgili söylenmiş güzel sözler

Hata ve ders almak ile ilgili güzel sözleri sizler için bir araya getirdik bu sayfada. Anlamlı ve Etkileyici Hata ve ders almak sözlerini bu sayfada okuyabilir ve arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

İnsan, hata edebilen bir varlıktır. Bu yüzden insanı insan yapan şey, hata etmemesi değil; hata ettiğini kabul etmesi, bu hatayı kendinden bilmesi, hatasında ısrar etmemesi ve hatasının bedelini ödemesidir. İnsanın hata edebilir olması, hatasını meşru kılmaz veya sürekli hata etmesi için bahane olamaz. Yani hata ettiğimizde pişman olmak ve en kısa zamanda hatadan dönmek gerekiyor. İnsan, hata ihtimali olduğu için düşünebilen ve kendini geliştirebilen bir varlıktır. Hata ihtimali olmayan yerde, gelişme ve ilerleme olmaz.Turgut Akyüz

En Güzel Hata ve Ders Almak Sözleri

Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.Yunus Emre

Hata yapmayan insan yoktur, kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir.Albert Einstein

Başkalarının hayatından ders alın, insan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.Elenor Roosevelt

Hata yaparak geçmiş bir yaşam, hiçbir şey yapmadan geçmiş bir yaşamdan sadece daha şerefli değil, aynı zamanda daha yararlıdır.Bernard Shaw

Hayatta yapılacak o kadar çok hata vardır ki aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yoktur.Paul Sartre

Hayatımızda işlediğimiz hataların çoğu, düşünmemiz gereken yerde hissetmekten, hissetmemiz gereken yerde düşünmekten ileri gelmektedir.John Colbins

Hata ile ilgili 13 Güzel Söz

Yolunu bulduğun zaman korkmamalısın. Hata yapacak kadar cesur olmalısın. Hayal kırıklığı, yenilgi ve umutsuzluk Tanrı’nın bize yol gösterme araçlarıdır.Paulo Coelho

Hatalarınızdan ders çıkarmak akıllıca bir şeydir, başkalarının hatalarından ders çıkarmak daha akıllıca bir şeydir.Hillel Segal

Hayatında belirli bir düzeni ne kadar korumaya çalışırsan çalış, kendini yanlışlara, kusurlara karşı ne kadar korumak istersen iste, her zaman gözden kaçıracağın bir leke, bir hata olacaktır. Seni hep bir sürpriz bekleyecektir.Tess Gerritsen

Hata işlemenin şaşılacak bir tarafı yoktur; hata, her türlü bilginin, ilk şeklinden başka bir şey değildir.Alain

Ayna mükemmel yansıtır; hiç hata yapmaz, çünkü düşünmez. Düşünmek, hata yapmak demektir.Paulo Coelho

Hata yapmaktan korkan insan, hiçbir şey yapamaz.Abraham Lincoln

Tahmin yürütmek için kullanılan denklemler hataları en aza indirgemek içindir, hata payını ortadan kaldırmak için değil.Adam Fawer

Şayet bir hatanın açıklığı, o hataya düşen kişinin akıl ve fazileti ile ölçülürse, daha göze batıcıdır. İnsan, bir hatayı kabul etmekten asla çekinmemelidir, bununla geliştiğini ve dünden daha akıllı olduğunu gösterir.Jonathan Swift

İnsan, ancak kendi hatasını büyüten, başkalarınınkini de küçülten aynada görebilirse, her iki hata hakkında da, haklı bir fikir yürütmeye gücü yetebilir.Mahatma Gandhi

İnsan, gençlik hatalarını yaşlılığına kadar götürmemeli, yaşlılığın da kendine özgü hataları vardır.Goethe

Eğer biri yanılır da diğeri düzeltmezse, hata iki tarafındır.José Saramago

Hatayı açıkça görmek insanı harekete geçirir, insan ancak düştüğünü fark ederse ayağa kalkar.Alexis Carrel

İnsan hata yapmayan değil, hatasını görebilen ve af dileyebilendir.

Anlamlı Hata ve Ders Almak Sözleri

Bilmeden yapılan hata yanlışlıktır. Bilerek yapılan hata ise ihanettir.Ender Haluk Derince

Hiç hata yapmamış adam, yeni bir şey denememiştir.Albert Einstein

Hatanın en büyüğü, hatalı olduğunu bilip de onu düzeltmenin çaresine başvurmaktır.Konfüçyus

Hayatta yapabileceğini en büyük hata, sürekli bir hata daha yapacağınız korkusudur.Elbert Hubberd

Yaşam yalnızca hatalardan oluşur, ölüm bilgidir.Friedrich Schiller

Şayet bir hatanın açıklığı, o hataya düşen kişinin akıl ve faziletiyle ölçülürse, daha göze batıcıdır.John Stuart Mill

Ufak bir hatanın cezasını, kıyamete kadar çekersin.Tolstoy

Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız, o hatayı işleyene hatasını başka birini misal göstererek anlatınız.Hz. Ali (r.a.)

Başkalarının yaptığı hatalardan dolayı öfkelenirsek, onları değil kendimizi cezalandırmış oluruz.Immanuel Kant

İnsanın basit bir misale dayanarak, farz edilenle ispat edilen şeyi ayırt etmesini bilmesi, herhangi bir tecrübeyi yürütmesi, hatanın nereden ileri geldiğini ve hatadan nasıl kaçılabileceğini fark etmesi kafidir.Alain

Eskiden yaptıkları hataları hatırlamayanlar, aynı hataları tekrarlamaya mahkumdur.George Santayana

Etkileyici Hata ve Ders Almak Sözleri

İnsanların geçmişte kalan her şeyin, hep bir hata ve ileriye bir hazırlıktan ibaret oldugunu sanmaları genel bir delilik hali herhalde.Stefan Zweig

İnsan her önüne çıkanı bir hata diye atacak olursa, doğruya ne zaman rastlayacak? İvan Gonçarov

Bazı hataları erken yapmanın, hayatınıza çok büyük yararları olacaktır.Henry Huxley

Hataları saklamak, düzeltmekten daha çok acı verir.Benjamin Franklin

Hatalar saman çöpleri gibi suyun yüzünde giderler, insan hemen görebilir.John Dryden

Bir hatayı iki defa tekrar etmeyen, en mükemmel insandır.Albert Einstein

Hata yaptığından şüphe eden kişi, daima doğru yoldadır.İspanyol Atasözü

Herkes hata yapabilir, fakat ahmaklar hatalarına bağlı kalırlar.Çicero

Hatalar, yaşamın bir parçası, önemli olan onlara nasıl cevap vereceğimizdir.Giovanni

İlk hata saflığın, fakat sonrakiler suçun ürünleridir.Oliver Goldsmith

İnsanlar mutsuz oldukları zaman daha çok hata yaparlar.Dostoyevski

Ders alınmazsa, her hata bir sonraki hatanın virüsü olur.Sadi Şirazi

Özlü Hata ve Ders Almak Sözleri

Hatalar olmadan başarı olamayacağını fark edene kadar sabrettim ve birçok kez hata yaptım. Kendi zirvenize tırmanmak ne kadar zorsa, zirveye vardığınızda hissettikleriniz o kadar unutulmaz ve harikadır.Robin Sharma

Hata işlemek ve bunu düzeltmek için çaba harcamaktan kaçınmak, asıl yanlış davranış budur. Yanlış bir iş yapmışsan, onu düzeltmekten hiçbir zaman utanmamalısın.Elias Canetti

Hata yapmaktan korkma. Benim en çok öğrendiğim zamanlar, hata yaptığım ve hatalarımdan döndüğüm zamanlardır.Gary Small

İnsanlar hata yapar, hatalar konuşulur, sonuçları yaşanır, bedelleri ödenir ama hiçbir insan bağırılarak küçük düşürülmeyi hak etmez. Hele ki karşımızdaki küçük bir çocuksa.Hatice Kübra Tongar

Gideceğin yer neresi olursa olsun, kendine dürüst olduğun sürece seni sana yaklaştıracaktır, tereddüt etme. Evrende hata yoktur.Akilah Azra Kohen

Yanlış olan, hüsrana götüren, kulun hata yapması değil, hatada ısrar etmesidir.İskender Pala

İnsanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiçbir hata unutulmuş değildir.Stefan Zweig

Hatalar, dolu bir hayat için ödediğimiz bedeldir.Sophia Loren

Genellikle hatalarımızın hesabını tutmak, başarılarımızla övünmekten daha karlıdır.Thomas Cariyle

Bir hata işlersen, kabahati kendinden başka kimsede arama ve hatanı düzelt.Christian Jacq

Hata yaptıkça gerçeğin tamamı keşfedilir.Sigmund Freud

Öğrenmek bitmiyor, bunu öğren. Ne kadar bilsen de sana hata yaptıracak bir bilmediğin çıkıveriyor karşına.Serdar Tuncer

Ayna

kahkaha3alıntı sözleri

Tarihte ilk kez Erzurum’a ayna gitmiş.

Adamın biri aynayı görüp eline almış.

Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş karşısındakini.

Adam:

– Ey gidi gardaşımm.. Seni bir daha görmek nasipte varmış!

Aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşine.

Karısı bakmış adam bir şeye sarılıp uyuyor.

Aynaya bakmış bir kadın!

-Allah belaağı vireee, bu garı da kim?Bi boka da benzese!!!

diyerek feryat figan evden çıkmış, muhtara gitmiş.

Kadın:

– Mığdar, benim herif beni bu çirkin garıyla aldatii.

Muhtar aynaya bakmış. Sonra düşünceli düşünceli:

– Yav bu garıdan çok gavata benziir! :))

Erzurumlu Bilgisayar Kullanırsa

Bir iş yerine bilgisayar ve stok programı satılır.

Teknik servis elemanı bilgisayarı iş yerine kurduktan sonra stok programının kullanımı ile ilgili bilgi verir ve ayrılır.

Aradan bir iki saat geçer, iş yerinden telefon gelir:

-Kardeşim sizin anlattığınız gibi yapirem fakat program düzgün çalışmiir.

Teknik servis elemanı sorar:

-Nasıl yapıyorsunuz?

-Senin anlattığın gibi.

-Hata ne?

-Yazdığım bilgiler kaydetmeme rağmen saklanmir.

-İşlem basamaklarını tek tek anlatın.

-Tamam

diyor ve başlıyor anlatmaya…

-Programı açirem. Malın adı bölümüne adını, adedi bölümüne adedini, birim fiyatını vb. yazirem. Hepsini yazdıktan sonra senin anlattığın gibi kayıt bölümüne basirem. Ekrana bir yazı geliyir:” Kaydetmek ister misiniz? E/H “yazısı çıkir. Ben de hee diyirem…

Aytekin Akkaya

Aytekin Akkaya Erzurum’un meşhur artistlerindendir.Annesine para yollamış gel İstabul’da bir kaç gün kal diye.

Annesi hiç uçağa binmemiş.

Hostes herkese sormuş “ne içersiniz?” diye. Herkes viski,cola derken Aytekin Akkaya’nın annesi demiş ki “kızım bene bir açığ çay getir.” Herkesin isteği yerine gelmişl ama açığ çay gelmemiş.

Uçak İstanbul’a gelene kadar hostese demiş “kızım bene bir açığ çay.”

En sonunda hostesi yanına çağırmış demiş ki:

“Kızım sen Aytekin’i tanırmisan?

Hostes “yoo” demiş “tanımıyorum niye sordun nine?”

“Heç kızım bütün *rospular Aytekin’i tanır da sen nasıl ki tanımırsan?!”

Sen söyle

Erzurumlu bir gün çok lüks bir otele gitmiş tam gece yatarken tuvalete gitmek istemiş.Gittiğinde tuvalete sıçmaya kıyamamış ve en iyisi çoraba sıçıp atmak demiş.

Adam işini gördükden sonra pencereyi açmış ve çorabı sallayıp dışarı atmış ama çorabın delik olduğundan haberi yokmuş adam yatmak için uzandığında tavanda bok görmüş ve oda hizmetlilerini çağırıp

-5 milyon versem orayı temizler misin? demiş.

Hizmetli de:

– Ben de sana 10 milyon versem oraya nasıl sıçtığını söyler misin?

Erzurumlu Kibar Bayan

İstanbul’a giden Erzurumlu, bakar ki oradaki kadınlar kocalarına çok kibar davranıyor.

Eve geldiklerinde:

-hoş geldin kocacığım.Aman üşümüşsün, gir içeri…diyorlar.

Bu durum Erzurumlu’nun çok hoşuna gitmiş.Erzurum’a dönünce karısına anlatmış ve kendisinin de bu şekilde davranmasını istemiş.

Erzurum’lu ertesi gün akşam işten dönmüş.Karısı kapıyı açmış ve:

-Hoş gelmişsen gocacığım.Uyyy! İt gibi titrirsin!…

Beni uğurlayacaklardı

 

kahkaha2alıntı sözleri

Ben ne yapıyorum

Bizim Temel’le Dursun Almanya’da bir gün arabayla gezmeye çıkarlar… Tabii otobandan giderken alışmışlar burda süratli gitmeye. Dursun tahrik eder:

– Ula bas kaza nerdeyse at arabası bize yetişecek.

Temel bu durur mu. Hız sınırını çoktan aşmıştır. Birden yoldan çıkıp yokuştan aşağı ağaçların arasına paldur küldür giderken Dursun atılır:

– Ula ne oldi eyi giderken birden sallanmaya başladuk.

Temel heyecanla:

– Ula Dursun, sorma önüme bi köpek çıktı…

Dursun:

– Ula uşağum ezseydun oni da geçseydun…

Temel:

– Ula ben neye uğraşıyorum zannedeysun…

Beni uğurlayacaklardı

Temel Trene binecek! Temel ve iki arkadaşı İstanbul’dan Trabzon’a gitmek üzere tren garına giderler. İlk Trabzon treni 1 saat sonradır, bileti alırlar.Ne yapalım bir saat diye düşünürken yemeğe gitmeye karar verirler.

Yemekte sohbet, muhabbet saate bir bakarlar ki 1 saati geçmiş. Hemen koşarlar tren garına ama tren gitmiş.

Yine bilet alırlar 1 saat sonrası için. Ne yapalım vakti nasıl geçirelim derken kahveye giderler. Çaylar kahveler sohbetler uzar da uzar ve saate baktıklarında 1 saat olmasına 5 dakika vardır. Hemen koşarlar gara ama trene yetişemezler.

Gişeye gidip sorarlar yine Trabzon’a gidecek tren var mı diye. Gişedeki adam : ”Bakın bu son tren eğer bunu da kaçırırsanız Trabzon’a bugün dönemezsiniz” demiş.

Bileti almışlar yine sıkılmışlar ne yapalım ki derken pastaneye gitmeye karar vermişler. Pastalar, kekler, çörekler muhabbet derken saate (bilgi yelpazesi.net) bir bakmışlar ki 1 saat olmak üzere hemen koşmuşlar gara. Tren yeni hareket ediyor, İçlerinden biri uzun ilk vagonu yakalamış, diğeri orta boylu son vagonu tutmuş.

Tren gitmiş, Temel oturmuş yere başlamış gülmeye. Gişe memuru yanına gelmiş.”Sen ne garip adamsın. 3 treni kaçırdın, arkadaşların gitti,sen kaldın, ağlayacağına gülüyorsun be adam.”

Temel :”Uy hemşerum onlar beni uğurlamaya (geçirmeye) geldiydi, ben ona güleyrum” demiş.

Benim abi devam et

Adamın biri yeni BMW’siyle havalı havalı dolaşıyormuş. Kırmızı ışıkta durmuş. Bir kaç saniye sonra kamyon arkadan ŞIRANKKKKKK diye vurmuş. Adam dısarı çıkıp bakınca kamyondan Temel inmiş ve başlamış yalvarmaya :

-Abi etme eyleme ben bu üç beş kuruş maaşla bu arabanın aynasını bile alamam, bağışla beni. Sen büyüksün abi yaptık bi eşşeklik bağışla abi beni.

Adam acımış Temel’e. Tam arabayı tamire götürürken yine bir kırmızı ışıkta durmuş. Yine arkadan kamyon ŞIRANKKKKKK diye geçirmiş buna. Sinirli sinirli dışarı çıkan adam bi bakmış yine Temel!

Temel ise camdan bağırmış :

-Benim abi ben, devam et!

Beş para etmezsun

Temel ile Fadime alışverişten dönerken sıkı bir kavgaya tutuşurlar. Oldukça sinirlenen Temel, “Sen beş para etmezsun!”

Bak Fadime! Beş para etmeduğunu kanıtlayacağum.”

Temel, yoldan geçen taksiyi durdurur :

“Maçka’ya beni kaça götürürsün?”

“Beş milyona”

“Peki, bu karı da yanımda olursa kaça gidersun?”

“Yine beş milyona…”

“Bak Fadime! Sen beş para etmeysun…”

Bildiğim fıkra

Temel kahvenin bir köşesinde kendi kendine söyleniyor,arada bir gülüyor,arada bir de hatırladığı bir şeyi boş vermek istermiş gibi elini yukarıya doğru kaldırıp indiriyormuş.Arkadaşları merak etmişler:

-Yahu Temel sen sabahtan beri konuşarak gülüyorsun.Niye?…

Temel:

-Kendi kendime fıkra anlatıyorum.

-Peki ara sıra elini yukarı kaldırıp indiriyorsun…

Temel:

-Yahu bildiğim fıkra aklıma gelirse onu geçiyorum.

Bahane

kahkaha4alıntı sözleri

Bahane

Temelle Dursun ormanda uyuyorlarmış, bir ara Temel Dursun’a seslenmiş.

-Dursun ormanın güzelliğine bak.

Dursun:

-Ağaçlardan göremiyorum ki.

Bahis

Temel ,kamyoneti ile güneydoğu yaylalarında dolaşıyordu.Bir çayırda 500 tane koyununu otlatmaya çalışan Keko’yu gördü.Kan ter içindeydi Keko.

Temel yaklaştı.Sohbeti açtı.Sonra bir teklif getirdi:

“Gel seninle iddialaşalım.Koyununa.Ben kazanırsam bir koyun alırım,sen kazanırsan koynun parasını veririm.”

“Peki” dedi Keko.

Temel başladı.

“Ben senin mesleğini tahmin edeceğim.Sen çobansın.”

Sonra Keko’nun hayretle açılan gözleri arasında:

“Bildim değil mi “diye sordu.”Öyleyse kazandım ”

Sonra koyunların arasına daldı.Bir tanesini aldı .Kamyonetinin arkasına attı.

Tam gaza basıp giderken ,”Yağma yok sıra bende “diye bağırdı Keko .Sen Karadenizlisin,adında Temel

“Vay canına “diye bağırdı Temel “Nereden bildin?”

Güldü Keko…

“500 koyunun arasından benim kırma Karabaş’ı başka kim seçer ki?”

Balık avı

Temel ile Dursun, İstanbul’a yeni gelmişlerdir. İş bulamamaları nedeniyle, aç karınlarını doyurmak için Unkapanı Köprüsü üzerinde Haliç’in kirli balık tutmaya başlarlar.

Temel atar oltasını; kısa bir süre sonra çeker ki, eski bir postal!… Dursun’da atar oltasını; kısa bir süre sonra o da çeker bakar ki, eski bir gömlek!…

Temel bir daha atar oltasını; kısa bir süre sonra çeker ki, bu defa da küçük bir tava!…

Bunun üzerine bağırır :

“Dursun! Hemen tüyelim burdan; galiba aşağıda birileri oturuyor!…”

Motor

Temel, Volkswagen araba alır; önünü açıp bakar ki motor yok!

“Uyy ! Pu nasıl pi mucizedur? Araba motorsuz çalişayi…”

Bas gaza

Tırcı Dursun ile muavin Temel kamyonlarına altı metre yüksekliğinde mal yüklemişler gidiyorlar.

Önlerine bir tünel ve bir uyarı işareti çıkar.

Azami yükseklik dört buçuk metre.

Muavin Temel etrafa dikkatle bakar ve sonra Dursun’a döner:

-“Bas gaza usta ,etrafta polis molis yok.”

Asansör 7 kişilik

kahkaha3alıntı sözleri

Asansör 7 kişilik

Temel oğlunun yanına gitmiş. Oğlu 10. katta oturuyormuş. Çıkmış en üste oğlunun dairesine. Nefes nefese kalmış. Oğlu:

– Baba, niye asansöre binmedin, demiş.

Temel:

– Asansör yedi kişilikti. Altı kişi bekledim gelmedi

Ayakkabı

Temel işe girmek için sözlü sınava giriyor. Çok heyecanlı, bir önceki adaya soruyor:

– Ne sorayiler?

– Ayakkabı.

Temel’in sırası geliyor, bilsin diye kolay soruyorlar:

– Dört ayaklıdır, miyav miyav der.

Temel sorar:

– Bağcıkli midur?

Aynı yerde

Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal’le İstanbul’da   karsılaşınca :

– Uşak nasilsin bakayum?

– Iyiyum…

– Çocuklarin nasildur?

– Onlar da iyidur.

– Peki karin nasildur?

Temel böyle sorunca Cemal’in birden yüzü değişir…Temel arkadaşının karisinin geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen söyle der:

– Yani hala ayni mezarda mi yatıyor?

At

Dursun :”Yeni atın nasıl?”

Temel:”Olağanüstü.Bugüne dek gördüğüm en nazik at.”

Dursun:”Nasıl oluyor bu ”

Temel:”Her engelde önce bana yol veriyor.”

Avcı Temel

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel’in önderliğinde ormanda ilerlemekte.Karşılarına küçük bir delik çıkar.Temel:

`Yatın yere,tavsan deliği !’

Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavsan çıkar.  Avcılar hemen vururlar.Tekrar yürümeye başlarlar.Bir sure sonra büyükçe bir delik çıkar karsılarına. Temel :

‘Yatın yere, tilki deliği!’ Yatarlar.

Biraz sonra tilki çıkar.Onu da vururlar.Tekrar yola düşerler.Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel :

`Yatın yere, ayı ini !’Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar.İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel’e bakar.Temel :

‘Uşaklar ne çıkacağını bilmiyorum.Ama yatın yere,ne çıkarsa bahtımıza!’ . . .

Ertesi gün gazetelerde :`Dört avcı tren altında can verdi…’

Ahırdaki ceylan

ceylanalıntı sözleri

Avcının biri, bir ceylan tuttu. O merhametsiz herif, ceylanı ahıra kapattı. Ahır, öküzlerle, eşeklerle doluydu. O herif de ceylanı, zalimler gibi bu ahıra hapsetti. Ceylan, ürkekliğinden her yana kaçmakta idi. Avcı, geceleyin eşeklere saman veriyordu.

Her öküz, her eşek, açlığından samanı şeker gibi yiyor, şekerden de hoş buluyordu. Ceylan, gah bir yandan bir yana kaçıyor, gah tozdan, dumandan yüzünü çeviriyordu. Kimi, zıttı ile bir araya koyarlarsa onu, ölüm azabına uğratmış olurlar. Süleyman da Hüthüt, gitmeye mecbur olduğuna dair kabul edilebilecek bir özür getirmezse, ya onu öldürürüm yahut da sayıya gelmez bir azaba uğratırım demişti.

Ey güvenilir kişi, düşün, o azap hangi azap? Kendi cinsinden olmayanlarla bir kafese kapatılmak! Ey insan, bu kafeste azap içindesin. Can kuşun, seninle cins olmayanlara tutulmuş. Ruh, doğan kuşudur, tabiatlarsa kuzgundur. Doğan kuşu, kuzgunlarla baykuşlardan yaralanır.

İşte can kuşu da, Sebzvar şehrindeki Ebubekir gibi onların arasında zari, zari ağlayıp inleyerek kalakalmıştır.

Muhammet Alp Ulug Harzemşah, tamamı ile mahvolmuş Sebzvar’lılarla savaşa girmişti. Askerlerini sıkıştırdı. Ordusu, düşmanları öldürmeye koyuldu. Şehirliler aman diye huzuruna gelip secde ettiler. Kulağımıza küpe tak, bizi kul et, tek canımızı bağışla. Sana lazım olan her vergiyi her hediyeyi verelim, onu her yıl çoğaltalım. Ey aslan huylu canımız senin,bir zamancağız onu bize emanet bırak dediler.

Padişah bana Ebubekir adlı birisini getirmezseniz canınızı kurtaramazsınız. Şehrinizden Ebubekir adlı birini bana armağan olarak sunmazsanız, size kötülük eder, sizi ekin gibi keser biçerim. Ne vergi alırım, ne afsun dinlerim dedi. Yoluna altın dolu bir çuval getirip, bu şehirden Ebubekir adlı birini isteme.

Sebzvar’da nasıl olurda Ebubekir bulunur? Hiç dere içinde ıslanmamış toprak parçası bulunur mu? Dediler.

Padişah altından yüz çevirip “A mecusiler” dedi, Ebubekir adlı birisini armağan olarak getirmedikçe fayda yok. ben çocuk değilim ki altına, gümüşe hayran olayım. ”

Ey zebun kişi sende secde etmedikçe kıçınla mescidi silip süpürsen kurtulamazsın. Şehirliler, sağdan, soldan haberciler uçurdular. Bu yıkık yerde bir Ebubekir var mı nerede? Diye aramaya koyuldular.

Üç gün üç gece koşup tozduktan sonra bir arık Ebubekir bulabildiler. Yolcuymuş, hastalıktan yıkık bir yerin bir bucağında kuruyup kalmış. Bir yıkık bucakta uyuyormuş. Onu görünce, çabuk dediler, kalk seni padişah istiyor. Senin yüzünden şehrimiz ölümden kurtulacak.

Adam dedi ki: Ayağım olsaydı, yürümeye kudret bulsaydım gideceğim yere giderdim. Bu düşman yurdun da kalır mıydım hiç? Sevgililerin şehrine koşar giderdim. Ölü taşıyan bir salacayı getirip Ebubekir’i üstüne yatırdılar. Hamallara verip görsün diye Harzemşah’ın huzuruna götürdüler. Bu cihan, Sebzvar’dır. Allah eri, burada zayi olur gider. Harzemşah ulu Allah’tır. Bu rezil kavimden gönül istemektedir.

Peygamber, “Allah, suretlerinize bakmaz, kalbe bakar. Kalp işlerinizi düzene koyun” demiştir. Allah, ben sana, bir gönül sahibinden bakarım. Secdene, altın vermene bakmam bile demektedir. Sen, gönlünü gönül sandın da gönül sahiplerini aramayı bıraktın. Gönül öyle bir varlıktır ki bu yedi gök gibi yedi yüz tanesini oraya koysan kaybolur gider. Bu çeşit gönül kırıklarına gönül deme. Sebzvar’da Ebubekir arama.

Gönül sahibi, altı yüzlü aynadır. Allah, altı cihette de o aynadan nazar eder durur. Altı cihette bulunan, bu cihetlerden kurtulamayan kişiye Allah, o gönül sahibi vasıta olamadıkça nazar etmez.

Birisini ret ederse onun için eder. Kabul ederse yine şefaatçi odur. O olmadıkça Allah kimseye rızk vermezi. İşte ben, vuslata ulaşan kişinin ahvalinden bir miktarcığını söyledim. Allah, ihsanını onun eline kor da acınanlara onun elinden ihsanda bulunur. Onun avucu ile bütünlük denizi birleşmiştir. O, neliksiz ve niteliksizdir ve tam kemal sahibidir.

Söze sığmayan bu birleşmeyi söylemenin imkanı yoktur vesselam. Ey zengin, yüzlerce çuval altın getirsen Allah der ki: A iki büklüm adam gönül getir. Gönül senden razı ise ben de razıyım. Gönül senden yüz çevirmişse ben de yüz çeviririm. Sana bakmam, o gönle bakarım. Ey canı kapımda olan, bana armağan olarak gönül getir. Gönül sahibi, seninle nasılsa ben de öyleyim. Cennetler anaların ayakları altındadır. Halkın anası da odur, babası da odur, aslı da o. Ne mutlu gönlü deriden bedenden ayırt edebilen kişiye.

Sen dersin ki işte, sana gönül getirdim ya. Fakat o der ki: Kutu (şehir), bu gönüllerle dopdolu. Sen, bana alemin kutbu olan gönlü getir. İnsanın canının canının canının canı, o gönüldür. İşte onun için o gönüller sultanı, nur ve ihsanlarla dolu olan gönlü beklemektedir.

Sen günlerce Sebzvar şehrinde gezip dolaşsan o çeşit bir gönül bulamazsın. Nihayet solmuş, pörsümüş bir gönül bulur, onu salacaya kor, o tarafa götürürsün.

Ey padişahlar padişahı, sana gönül getirdim. Bu Sebzvar’da bundan daha iyi gönül yoktur dersin. O da der ki: A küstah, burası mezarlık mı ki buraya ölü gönül getiriyorsun? Yürü, padişah huylu gönlü getir ki varlık Sebzvar’ı onun yüzünden aman bulur. Sanki o gönül, bu cihandan gizlenmiştir. Çünkü karanlık, ışıkla bir yerde bulunmaz. Birbirlerine zıttır bunlar. Tabiat Sebzvar’ının, o gönülle düşmanlığı, Elest gününden miras kalmıştır.

Çünkü o, doğan kuşudur, dünya şehriyse kuzgun. Kendi cinsinden olmayanı görmek insanı yaralar. İnsan, kendi cinsinden olmayana yumuşaklık gösterirse münafıklığından gösterir, onunla uyuşursa bir şey elde etmek için uyuşur. Çünkü bu leş arayan aşağılık kuzgunun kat,kat yüz binlerce hilesi vardır.

Münafıklığı kabul ederlerse kurtulur; münafıklığı, kendisine fayda verecek bir doğruluk olur. Çünkü gönül sahibi, debdebesiyle beraber bizim pazarımızda ayıplıdır. Cansız değilsen gönül sahibini ara. Padişaha zıt değilsen gönülle aynı cinsten olmaya bak. Halbuki riyası, sana hoş gelen, tabiatına uygun olan kişi, dostundur. Dostundur ama Allah’ın dostu değil ki!

Kim senin huyuna suyuna giderse sence ya velidir, ya peygamber. Yürü, hava ve hevesi bırak da bir koku al, o güzelim amber kokusunu duy. Hava ve hevesine uyarsan dimağın bozulur. Misk ve amber sence hiçbir şeye yaramaz bir hale gelir. Bu sözün sonu gelmez, halbuki ceylanımız, ahırda bir yerden bir yere kaçıp durmada.

O göbeği miskli ceylan, günlerce eşek ahırında işkence çekmekteydi. Karaya vurmuş balık gibi can çekişmede, çırpınıp durmadaydı. Pislikle misk, adeta bir hokkaya girmişti.

Bir eşek diyordu ki: Ha, bu hayvanlar babası, padişahlarla beylerin huyundan susun. Başka bir eşek, onun gidip gelmesine bakıp alay ederek bir inci bulmuş, nasıl olur da ucuza satar? Diyordu.

Bir başka eşek, söyleyin diyordu, bu naziklikle padişahın tahtına çıkıp yaslansın. Bir başka eşek de çok yemiş, imtilaya uğramış, yemeden kalmıştı. Ceylanı çağırdı. Ceylan başını kaldırıp, Hayır (bilgi yelpazesi. net) iştahım yok, kuvvetsizim dedi. Eşek dedi ki: Biliyorum ki nazlanıyorsun. Yahut da utanıyorsun da onun için çekinmektesin.

Ceylan kendi kendisine o yemek senin yemeğin. Senin bedeninin cüzileri, ondan dirilmekte, tazeleşmekte. Ben çayırlığın arkadaşıyım. Duru sularla, bağlar, bahçelerle avunur, eğlenirdim. Kaza ve kader, bizi azaba düşürse o huy, o güzel tabiat nasıl olur da değişiverir?

Yoksul olduysam bile nasıl olurda yoksulca hareket ederim? Elbisem eskidiyse ben yeniyim. Ben, sümbülü, laleyi, reyhanı bile binlerce nazla ve istemeyerek yerdim dedi. Eşek, evet dedi, söylen, mırıldan. Gariplikle çok saçma şeyler söylenebilir.

Ceylan dedi ki: Göbeğim, sözlerime tanıklık etmede. Öd ağacı ile ambere bile ehemmiyet vermemede. Fakat koku almayan, bunları nereden duyacak? Pisliğe tapan eşeğe o koku haramdır. Eşek, yolda eşek pisliğini koklar. Bu çeşit mahluklara miski nasıl sunabilirim? O şefaatçi peygamber, bu yüzden “İslam dünyada gariptir” remzini söylemiştir.

Çünkü zati, meleklerle hem dem olmakla beraber akrabaları bile ondan kaçarlar. Halk onun suretine bakar, onu kendilerine cins sanır ama ondaki kokuyu duymaz. Öküz suretindeki aslan gibi. Onu uzaktan görürsün ama içini deşmeye kalkışma. Deşersen ten öküzünü terk et. Çünkü o aslan huylu, öküzü paralar.

Öküz tabiatı, seni başından eder, hayvanlık huyu, seni hayvanlıktan ayırır. Öküz bile olsan onun yanında aslan kesilirsin. Fakat sen öküzlükten hoşlanıyorsan aslanlığı arama.

 

Affet babacığım

baba ve oğulalıntı sözleri

Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve ‘Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak’ diyerek rest çekti.

Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve bir de çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can ‘Baba ben de seninle gelmek istiyorum’ diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can sürekli babasına ‘Baba nereye gidiyoruz ?’ diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki  Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terk etti.

Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can ‘Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim’ diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında ‘Beni affet baba’ diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu ‘Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet’ diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu…

‘Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.

4 Mahalleli kasaba

Images showing the proposed changes to the Sun Valley neighborhood.alıntı sözleri

Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evetama’lar yaşıyormuş. Evetama’lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise “evet, ama” diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.

İkinci mahallede Yapıcam’lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci’lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke’cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyikiyaptım’lar otururmuş. Keşkeci’ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.

Yapıcam’lar Keşkeci’lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.

Evetama’lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.

İyi ki yaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.

İyi mazeretler bulmayı başaranların, başka şeyler başarabildiği çok nadiren görülür.

Benjamin Franklin

 

Tevazu

okyanusalıntı sözleri

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyormuş.

Durumu Hacı Bektaş Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi Dergahına gider ve aynı durumu Mevlana ‘ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler. Mevlana ‘ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der:

– Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir, öyle her leşe konmaz, o yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş da şöyle der:

– Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir.Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez, bundan dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir der.

En beğenilen salata tarifleri

Fasulye Piyazı Nasıl Yapılır?

Yıldız Şehriye Salatası

Nohutlu Salata Tarifi

Roka Salatası Tarifi

Yoğurtlu Tavuk Salatası Tarifi

Kabak Yoğurtlaması

Yoğurtlu Taze Fasulye Salatası

Gavurdağı Salatası Tarifi

Çarliston Biber Salatası Tarifi

Dereotlu Cevizli Salata

Çoban Salata Tarifi

Semizotu Mezesi Tarifi

Havuçlu Kabaklı Meze Tarifi

Acılı Ezme Tarifi

Közlenmiş Patlıcan Salatası Tarifi

En beğenilen 15 çorba

Yoğurtlu Dövme Çorbası Tarifi

 

Arpa Aşı Çorbası

 

Unlu Mercimek Çorbası

 

Tavuklu Yalancı İşkembe Çorbası

 

Çeşmi Nigar Çorbası Tarifi

 

Yeşil Mercimekli Yoğurt Çorbası

 

Ezogelin Çorbası Yapılışı

 

Erişte Çorbası

 

Yoğurtlu Ispanak Çorbası

 

Misket Köfte Çorbası

 

Unlu Yoğurt Çorbası Tarifi

 

Oğmaç Çorbası Tarifi

 

Yoğurt Çorbası (Köy usulü)

 

Soğan Çorbası

 

Yuvalama (Yuvarlama)

 

Keşke sarı öküzü vermeseydik

sari-okuzalıntı sözleri

Ormanın birinde aslanlar toplanmış. “Yahu” demişler,

Hesapta kralız; ama açlıktan öleceğiz birader…

Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor;fillere saldırsak, fazla büyük…

Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor.

Eee balık yakalayacak halimiz de yok…

N’aapsak?

Bir tanesi; “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş,

İri yarı görünüyorlar; ama ne pençeleri var, ne dişleri…

Tam dişimize göre!

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;

Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer…

Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar açlıktan mideleri orkestra çalıyor.

N’aapsak, n’aapsak?

“Tilkiye danışalım” demişler.

Bir tilki çağırmışlar, durumu anlatmışlar.

Tilki hiç düşünmeden; “Kolay” demiş,

Beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın,işinizi halledeyim…

Aslanlar kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,

“Saygıdeğer öküzler” demiş, “Aslında aslanlar uysaldır,sizi de çok seviyorlar… Ama; Şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o… Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü,kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın! ”

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivermişler sarı öküzü…

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün…

Tilki gene gelmiş.

Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş:

Ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz… O burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor,verin, kurtulun!”

Öküz heyeti düşünmüş,

Otlağın selameti için teslim etmiş benekli öküzü…

Üç gün, dört gün…

Tilki gene gelmiş.

Kuyruğu uzun olanı… Burnu beyaz olanı… Tombul olanı…

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Semirmiş aslanlar.

Günlerden bir gün… Artık tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Doğrudan aslan gelmiş.

Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler,

Keşke sarı öküzü vermeseydik demiş ama iş işten geçmiş.

Sen adam olsan en başta arkadaşını satmazsın, bugün beni sattın ama yarında o arkadaşını satmayacağını kimse bilemez.

Bugün onu satanın yarın seni satmayacağını asla bilemezsin. Arkadaşını her zaman doğru seç.

Arkadaş dediğin mert olur, birazda olsa delikanlı olup hiçbir zaman başkasını satmaz.

Arkadaşına sahip çıkanın arkası çoktur.

Bugün sen sahip çıkarsan yarın o sana sahip çıkar.

Arkadaşı koru, ona bulunduğun yerde laf söyletme ama asla ona ihanet etme.

Arkadaş dediğin ömürlük olur günlük değil.